16/10/2009 ·
6. İnsanlara Önemli Birisi Olduklarını Hissettiriniz
""Bir insanı sevindirmek ve bu sevinç karşılığında hiçbir şey beklememek. ""
Kenan dağlarında ondokuz yüzyıl önce müritlerine ders veren bir filozof bir gün şu sözü söylemişti:
"Vermek almaktan daha hayırlıdır."
Bu insan davranışlarının en önemli kuralıdır. Bu kurala uyarsak başımız hiçbir zaman derde girmez. Belki de bu kuralı uygulamak bize sayısız dostlar kazandırır.
Kanunu şu şekilde özetleyebiliriz: Karşımızdaki insanın kendisini önemli birisi olarak kabul ettiğine dikkat etmek!
Profesör John Dewey der ki: "Önemli birisi olmak insanın doğasında vardır." Zaten insanları hayvanlardan ayıran en önemli özellik de budur. Hatta bütün medeniyet bundan meydana gelmiştir.
Filozoflar insan davranışları üzerinde binlerce yıldan bu tarafa düşünüyorlar ve bu uzun düşüncelerden ancak bir tek kural ortaya çıkarıyorlar. Bu kural yeni değil tarih kadar eskidir.
Zerdüşt bunu üç bin yıl önce İran'ın ateşperestlerine öğretti. Konfüçyüs yirmi dört yüzyıl önce Çinlilere anlatmıştı. Bu kural belki de dünyanın en önemli kuralıdır.
"Başkalarının sana nasıl davranmasını istersen sen de onlara öyle davran."
Siz münasebette bulunduğunuz kimselerden saygı görmek takdir edilmek ve çevrenizde önemli birisi olduğunuzun anlaşılmasını istersiniz. Samimiyetsiz değersiz bir takım iltifatlarla değil samimi takdir ile karşılanmayı özlersiniz. Dostlarınızın ve arkadaşlarınızın sizden iyi bir insan olarak bahsetmelerinden özelliklerinizi anlatmalarından hoşlanırsınız. Hepimiz de aynı şeyi istiyoruz.
O halde hepimiz de bu altın kurala uymak ve başkalarından beklediğimiz muameleyi onlara göstermeliyiz.
Nasıl ? Ne zaman? ve Nerede mi?
Her yerde her zaman.
Bu takdir felsefesini öğrenmek ve uygulamak için insanın cumhurbaşkanı veya başbakan olmayı beklemesine gerek yoktur. Bunu günlük hayatta uygulayarak onun sonuçlarıyla karşılaşmak mümkündür.
Bir lokantaya girdiğinizde garsondan kızarmış patates istediğinizde püre getirirse:
- Sizi yormak istemem! Ama kızarmış patates yemeyi tercih ederim! derseniz garson size:
- Önemli değil efendim der ve kendisine saygı gösterdiğinizden dolayı bu işi severek yapar...
" Sizi rahatsız ediyorum" "lütfetmez misiniz" "teşekkür ederim" gibi küçük cümleler hayatın monotonluğunu ortadan kaldıran ve sizin iyi yetişmiş bir insan olduğunuzu gösteren sözlerdir.
Her insan kendisinin önemli olduğunu hisseder.
Bütün toplumlar da böyledir:
Meselâ siz kendinizin Japonlardan üstün olduğunuzu mu zannediyorsunuz?
Gerçekte Japonlar da kendilerini sizden üstün sayarlar hatta muhafazakâr bir Japon bir Japon kadınının beyaz bir adamla dans ettiğini görürse çok sinirlenir.
Veya kendinizi Hintlilere üstün mü görüyorsunuz? Ama Hintliler de kendilerini size karşı üstün görürler ve üzerine gölgenizin düştüğü bir yemeği bile yemezler.
Kendinizi Eskimolardan üstün mü sayıyorsunuz? Eskimolar da kendilerini size karşı üstün sayıyorlar.
Eskimoların size karşı neler düşündüklerini bir bilseniz! Çünkü Eskimolar arasında işe yaramaz ve çalışmaktan kaçan insanlar vardır ki Eskimolar bunlara "Beyaz adam!" derler. Bu iki kelimeyi en büyük hakaret olarak görürler.
Her millet kendisini daha başka milletlerden üstün kabul eder üstünlük hissi vatan sevgisini doğurur ve bunun ileri gitmesi savaşları meydana getirir.
Şu bir gerçektir her insan bir bakıma kendisini size üstün kabul eder onun kalbine girmenin en kolay yolu da kendi benliğinde duyduğu büyüklük hissini sizin de tanıdığınızı ona samimi bir şekilde hissettirmelisiniz.
Emerson şöyle demiştir: "Karşılaştığım her insan bir bakımdan benden üstündür ve ben de bu sayede ondan yararlanırım."
İşin en hazin tarafı hayatta hiçbir değeri olmayan ve hiçbir başarı kazanmayan kimselerin yetersizlik duygularını kuru gürültülerle örtmek ve herkesi aldatmak istemeleri ve bu şekilde hareket etmeleridir.
Shakespeare der ki: "Zavallı adam kısa süren bir otoriteye bürünerek öyle oyunlar oynar ki melekleri bile kendisine ağlatır."
Takdir işine nereden başlamalısınız?
Tabii ki evinizden. Çünkü her yerden çok bunu tatbik etmemiz gereken yer evimizdir. Karınızın ya da Kocanızın mutlaka özelikleri vardır. Olmasaydı onunla evlenmezdiniz. Fakat onun bu özelliklerini kaç kere takdir ettiniz.
Ömrünüzün kalanını huzur içinde geçirmeyi istiyorsanız karınızın pişirdiği et kızarttığı ekmek kömüre benzese bile şikâyet etmeyiniz. Sadece onun hünerini göstermek imkânını bulamadığını söyleyiniz. Bunun sonucunda onun çok fedakârlık yaptığını göreceksiniz.
Fakat bu harekete aniden başlamayınız. Yoksa karınızı şüpheye düşürürsünüz.
Karınıza bir demet çiçek veya bir kutu şeker götürün. Bunları okuyunca: "Gerçekten bunları yapmak gerekir." deyip geçmeyin yapın. Bunu yaparsanız evinizde mutlu olursunuz. Her aile bunu yapmış olsaydı bugün birçok yuva yıkılmamış olacaktı.
O halde herkesin sizi sevmesini istiyorsanız altıncı kural şudur:
"Başkalarına önemli birisi olduğunu hissettiriniz ve bunu samimi bir şekilde yapınız. " 
Yorum (2)
Yorum yaz!
16/10/2009 ·
5. İlgi Uyandırmanın Yolları
Kimle karşılaşırsanız ona ne söyleyeceğinizi bilin onun ne iş yaptığını bunu nasıl başardığını sorun, hangi konuyla ilgilendiğini tahmin edin bu konu üzerinde yazılan her veriyi gözden geçirin.
Her lider gibi sizde bilmelisiniz ki insanlar en çok ilgilendikleri konu hakkında söz söylemeyi severler insanların kalbine girmenin en kolay yolu onları ilgilendiren konular üzerinde konuşmaktır.
Ankara' nın büyük fırınlarından birisini çalıştıran Mustafa bey Anakaradaki Büyük otellerinden birisinin ekmek ihtiyacını karşılamak istiyor hatta otelde kalarak yöneticisiyle tanıştığı halde başarılı olamıyordu. Benim arkadaşım olan Mustafa Bey nasıl yardımcı olabileceğimi sordu?
Öncelikle davranışlarını değiştirmesini söyledim ve otel müdürünün ne ile ilgilendiğini ona neyin heyecan vereceğini anlamaya çalış dedim. Onun otelcilere ait bir derneğin başkanı olduğunu ve bütün toplantılarına katıldığını öğrenince. Demek ki dernek işi onun en büyük zevkiydi diyerek fikir verdim.
Mustafa Bey beni birkaç hafta sonra gördüğünde büyük bir heyecanla gelişmeleri anlattı;
"Otel sahibi dernek başkanı arkadaşıyla ertesi gün görüştüğünü otelciler derneği hakkında konuşmaya başladığını, dernek hakkında bilgi verdiğini. Bu derneğin hayatının en büyük gayesi olduğunu anlattığını ve yanından ayrılmadan önce dernekte bir üyelik verebileceğini söylemiş". Bu arada kendisiyle ekmek hakkında hiç bir şey konuşmamış. Ama birkaç gün sonra telefon ederek ekmek fiyatlarını kendisine bildirmesini istemiş.
"Ben onu dört senedir ikna etmeye çalışıyor ve oteline ve diğer otellere ekmek satmak istiyordum. Eğer kendisinin ne ile ilgilendiğini ve hangi konulardan zevk aldığını öğrenmek zahmetinde bulunmasaydım hala bu işi almak için uğraşacaktım." Demesi beni mutlu etti.
O halde başkalarının sizinle ilgilenmesini istiyorsanız beşinci kural şudur:
"Başkalarının ilgilendikleri şeyleri öğreniniz ve kendilerine onlardan bahsediniz."
Yorum (yok)
Yorum yaz!
16/10/2009 ·
4. İyi Bir Dinleyici Olunuz
Yıllar önce bir sabah şirketimin yazıhanesine sinirli bir müşteri geldi ve konuşmaya başladı;
"Müşteri bize 15 milyon (eski parayla) borçluydu, ama bu borcu kabul etmiyordu. Muhasebe bölümü ise borçluya devamlı mektup yazıyordu. Müşteri çok sinirlenmişti Ankara’ya kadar gelerek daireme girmiş 15 milyonu vermeyeceğini ve bir daha alış veriş yapmayacağını söylemişti.
Onu dikkatle dinledim. Bazı şeylere müdahale etmek istiyordum. Ama bunun fayda sağlamayacağını anladım. Müşteri içini döktü ve siniri yatıştı.
Şöyle dedim: Öncelikle Ankara'ya kadar gelip bunları bana doğrudan doğruya anlattığınız için teşekkür ederim. Siz bu şekilde davranarak bana çok büyük bir iyilik yapmış oldunuz. Çünkü muhasebemiz size mektup yazmaya devam etseydi sizin gibi bir müşteriden mahrum kalacak belki de aynı hatayı başkalarına karşı da tekrarlayacaklar ve bu yüzden başka müşterilerimizi de kaybedecektik.
"Onun hiç beklemediği tarzda sözlerdi bunlar. Hatta şaşırmıştı bile onbeş milyonluk hesabı sileceğimizi çünkü kendisini dikkatli birisi olarak kabul ettiğimizi memurlarımızın binlerce hesapla meşgul olduklarını bu yüzden hata yapabileceklerini söyledim.
Sonunda müşterinin hislerini çok iyi anladığımı söyledim. Onun yerinde ben olsaydım aynı şekilde hareket edeceğimi de ilave ettim ve öğle yemeğini beraber yemeyi teklif ettim. O da istemeyerek kabul etti. Yemekten sonra büroma birlikte geldik. Büyük bir sipariş verdi ve gönül rahatlığıyla geri döndü. Çünkü bize karşı insaflı davranmak ihtiyacını hissetmişti. Kendi işyerine döndükten sonra hesapları bir kere daha gözden geçirerek yanlışını buldu ve 15 lirayı da gönderdi hatta çocuğunun ismini inanmayacaksınız ama Muzaffer koydu.Hala dostluğumuz devam etmkte..
İyi konuşan bir insan olarak tanınmayı istiyorsanız önce dinlemeyi öğreniniz.
Northam Lee' in söylediği gibi :
"ilgi uyandırmak mı istiyorsunuz ilgilenmeyi biliniz."
Karşınızdakinin seve seve cevap vereceği sorular sorunuz ve onu kendisinden bahsetmeye teşvik ediniz.
Herkesin sizi sevmesini istiyorsanız dördüncü kural şudur:
"Karşınızdakini dinlemeyi bilin ve ona kendisinden bahsetme fırsatını verin! " :)
Yorum (yok)
Yorum yaz!
16/10/2009 ·
3. İnsanlara İsimleri İle Hitap Edin
Bir kimsenin ismini hatırlayıp onu kolayca söylerseniz emin olun ki o insana en büyük iltifatı yapmış olursunuz. Bunu daima hatırlayın ama o insanın ismini unutmuş veya yanlış söylemişseniz büyük bir hata yapmış olursunuz. Bunu da aklınızdan çıkarmayın.
Birçok kimse vardır ki isimleri hafızalarında tutmaktan veya böyle bir zahmete katlanma gereği görmediklerinden dolayı isim ezberlemezler ve bunu haklı göstermek için de fazla meşgul olduklarını söylerler.
Bunlar unutuyorlar ki kendileri Cumhurbaşkanı Franklin Roosevelt, Süleyman Demirel kadar meşgul olamazlar, evet Süleyman Demirel’de bu konuda çok ustaydı.
Franklin Roosevelt biliyordu ki insanları kendisine bağlamak ve onların iyi niyetlerini kazanmak için en önemli çare onların isimlerini hatırlayarak onurlandırmak. Hâlbuki bunu aramızda kaç kişi yapar?
Çoğu zaman bir yabancı ile tanıştırıldığımız zaman daha ona veda etmeden onun ismini unuturuz. İsim hatırlama kabiliyeti politikada olduğu kadar iş hayatında ve sosyal ilişkilerde de önemlidir.
Nepoleon'un yeğeni İmparator Üçüncü Nepoleon hükümdarlığında tanıştığı her insanın ismini hatırlamakla öğünürdü.
Bu kadar ismi nasıl hatırlayabilirdi diye mi soruyorsunuz? Karşısındakinin ismini duyamamışsa "afedersiniz; duyamadım" der tekrar ettirirmiş.
Şayet duyulmuş bir isim değilse; "isminizi oluşturan harfleri sayar mısınız? deyip hecelettirirmiş.
Konuşurken bu ismi birçok kez tekrar eder ve bunu aklında o insanın görünüşüyle birleştirerek yaparmış.
Şayet ismin sahibi önemli bir kişiyse daha büyük zahmetlere katlanır ve o kimsenin yanından ayrılır ayrılmaz ismini bir kâğıda yazar onu birkaç kere gözden geçirir sonra ezberden söylemeye çalışırmış. Bu şekilde yalnız kulağını değil gözünü de o isme alıştırırmış.
Şayet herkes tarafından sevilmeyi istiyorsanız üçüncü kural şudur:
"Başkalarının isimlerini daima aklınızda tutunuz. Çünkü bir kimsenin ismi kendisi için dünyanın en tatlı ve en önemli sesidir."
Devamı gelecek takip edin salakça şiir yazanlarda okusun...yorum önemli değil..yazdıklarımın okunduğunu çok iyi biliyorum..onlıne olmadan o kadar çok hayranım ziyaret ediyorki beni ..istersenin küfürede devam edebilirim ancak kaşınanlar bu ara duruldu bana küfredip içini boşaltmak isteyenler de buyursun rahatlayacaksanız edin içinizde kalmasın en geniş repertuarlı olanı bekliyorum..
Yorum (yok)
Yorum yaz!
16/10/2009 ·
2. Gülümseyin
York'un Central Parkında verilen bir ziyafete Misafirler arasında kendisine miras kalan bir kadın vardı ve bu kadın toplantıya katılanlar üzerinde iyi bir izlenim bırakmak istiyordu ki; incilerine elmaslarına çok para harcadığı belliydi. Fakat yüzünü değiştirememişti. Yüzünden sevimsizlik akıyordu. Bu kadın herkesin bildiği bir şeyi anlamamıştı: Bir kadının yüzünde taşıdığı ifade sırtında taşıdığı giysiden daha önemlidir.
Charles Schwab gülümsemenin bir milyon dolar değerinde olduğunu söyler. O'nun sözleri apaçık göze çarpıyor. Çünkü Schwab'ın kendini sevdirmek kabiliyeti onun en önemli başarısı olmuştur. Ve O'nun en hoşa giden özelliklerinden birisi gülümsemesi idi.
Köpeklerimizin bize karşı gösterdikleri bağlılık bu yüzdendir. Onlar bizi gördükçe üzerimize atılırlar ve adetâ bize sarılmak isterler. Biz de bu yüzden onları görmekten büyük bir zevk alırız. Sırıtmayla gülümseme çok ayrı kavramlardır. Sırıtma ile gülümseme arasındaki farkı tanımayacak ve hissedemeyecek kimse yoktur. Sırıtmanın yapmacık bir hareket olduğunu hepimiz anlarız ve ondan nefret ederiz. Biz gerçek gülümsemeden kalbi ısındıran insanın içinden doğan ve değeri olan gülümsemeden bahsediyoruz. Newyorkta büyük bir şirketin personel müdürü işe alacağı kızlar arasında seçim yaparken hiçbir okul bitirmemiş fakat gülümsemeyi bilen bir kızı asık suratlı doktora yapmış bir üniversite mezununa tercih edeceğini söylemiştir.
İnsanların sizi iyi karşılamalarını istiyorsanız sizin de onları iyi karşılamanız lazımdır.
"Onsekiz yıldır evli olan adam. Karımın yüzüne nadiren gülümser onunla çok az konuşurdum. Asık suratlı bir insan olarak tanınmıştım. bir gün saçlarımı tararken aynada asık yüzümü gördüm ve kendi kendime bu asık suratlılığı terk edeceksin gülümseyeceksin ve bunu hemen şimdi yapacaksın!" dedim.
Sabah kahvaltısı için sofraya oturduğumda eşime güler yüzle:
- Günaydın! dedim.
Bunu eşimin hayretle karşılayacağını daha önceden söylemiştiniz hâlbuki eşimin tepkisi tahmininizden fazla oldu. Karım şaşkına dönmüştü sanki şok geçiriyordu. Ben de eşime bu davranışımı devamlı tekrarlayacağımı söyledim iki aydır bunu yapmaktayım. Bu iki ay içinde son bir yıl içinde olduğumuzdan daha mutluyuz işe giderken asansörcü çocuğa tebessümle karışık günaydın demeyi ihmal etmiyorum. Kapıcıyı gülümseyerek selamlıyorum. Para bozdurmam gerektiğinde sarrafa tebessüm ediyorum. Borsada bu zamana kadar bir defa gülümsediğimi görmeyenlere gülümsüyorum. Ve bu insanlar tebessümüme tebessümle karşılık veriyorlar. Bana şikâyette bulunmaya gelenleri tebessümle karşılıyorum ve görüyorum ki anlaşmak daha kolay oluyor.
Gülümsediğim zaman daha cana yakın. Artık insanları eleştirmeyen ' Başkalarının kötü yönlerini açığa çıkarmak yerine onların iyi yönleri üzerinde durmaya çalışan biri oldum. Yaşam tarzımı değişti. Şimdi daha mutluyum daha çok dostum var ve daha zenginim."
İçinizden gülümsemek gelmiyor mu? O halde yapılacak iki şey var. Kendinizi gülümsemek için zorlayın. Veya yalnızsanız şarkı söyleyin. Kendinizi mesut hissediniz bu da sizi mesut eder.
Profesör William James bunu şu şekilde açıklıyor. "Hareketlerin duyguları takip ettiği görülür. Fakat gerçekte hareket ve duygular birliktedir irademizin denetimi altında bulunan hareketlerimiz sonucunda irademizin denetimi altında bulunmayan duygularımız ortaya çıkar.
"Bundan dolayı neşemizin kaybolduğu zaman neşeli davranmak her şeyi halledecektir."
Dünyada herkes mutlu olmak ister ve mutluluk arar. Bunun bir tek yolu vardır. O da düşüncelerimizi kontrol etmektir. Mutluluk dış etkenlere bağlı değildir iç dünyamızla alakalıdır.
Sizi mutlu eden şey ne olduğunuz nerede bulunduğunuz veya ne iş yaptığınıza bağlı değildir. Sizin bunlar hakkındaki düşüncelerinize bağlıdır. Hemen hemen aynı şartlarda bulunan iki insandan birisi kendini mutlu diğeri mutsuz hisseder. Neden? Çünkü bu iki insanın düşünceleri farklıdır.
Ben New York'un Park caddesinde gördüğüm mesut insanlar kadar Çin'in öldürücü sıcağı altında çalışan hamallar arasında da o kadar mesut insana rastladım.
Shakespeare: "Hiçbir şey iyi veya kötü değildir bir şeyi iyi veya kötü yapan düşüncedir" demişti.
Abraham Lincoln "İnsanların çoğunun mutluluğu kendi düşüncelerine bağlıdır." der. Ben buna şahit oldum. Bir gün New York'ta (Long İsland) istasyonunun merdivenlerinden çıkıyordum tam önümde otuz veya kırk tane özürlü çocuk bastonlara ve koltuk değneklerine dayanarak güle oynaya merdivenlerden çıkmaya çalışıyorlardı. Hatta çocuklardan bir tanesini sırtta taşıyorlardı. Bu durumu görünce hayret ettim ve bunun nedenini çocuklara nezaret edenlerden birine sordum. O da bana dedi ki:
" Bir çocuk hayatı boyunca sakat kalacağını anlayınca önce buna üzülür fakat buna zamanla alışır; kaderine razı olur ve normal çocuklardan daha mutlu olur." dedi.
Bu çocukları şapkamı çıkararak selamladım. Onlar bana unutamayacağım bir ders vermişlerdi, güler yüzlü bir kimsenin hayatta başarılı olacağını söylemiştir. hayatın iyi yönlerini düşünün gülümseyin ve gülümseme ifadesi yüzünden silinmeden konuşunbu şekilde başarılı ve mutlu olursunuz.
Gülümsemenin hiç masrafı yoktur ve insana birçok şey kazandırabilir. Bir saniyede meydana gelir ve hafızalarda uzun süre yaşayabilir.
Gülümseme parayla satın veya ödünç alınamaz. Ama öyle bir şeydir ki kullanılmazsa kimseye fayda sağlamaz. Hızla bir yere yetişmek için giderken birisi size tebessüm edemeyecek kadar yorgunsa ona tebessüm ediniz. Çünkü gülümsemeye en çok muhtaç olan kişi başkalarına verecek tebessümü olmayan kimsedir.
O halde herkesin sizi sevmesini istiyorsanız
2. Kural şudur:
GÜLÜMSEYİN.......!
*********AMA SAKIN SIRITMAYIN**********
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki ::